Türkiye’nin tarihten gelen kazanımları, coğrafyasının zenginlikleri, stratejik ve jeopolitik konumu değerlendirilerek siyasal gerçekçilik zemininde hazırlanan dış politika anlayışı, Türkiye’nin egemenlik haklarının ve çok boyutlu menfaatlerinin korunması esasına dayanmaktadır. Bu bağlamda Partimiz, ülkemizin milli güç unsurlarının gerçekçi bir analizinden hareketle milli bir dış politikanın uygulamaya konulmasını sağlayacaktır.
Uluslararası hukuku esas alan, caydırıcı, dengeli, barışçı, etkin, akıllı, kararlı, saygın, güvenilir, istikrarlı, gerçekçi, sadece sorunların çözümünü değil krizlerin önlenmesini de hedefleyen, sonuç odaklı ve çok yönlü bir dış politika izlenecektir. Ülkemizin son zamanlarda dini – mezhebi ve toplum mühendisliği yaklaşımlarıyla içine çekildiği “Ortadoğululaşma” yanlışına son verilerek muasır ülküsü yolunda kararlı bir irade sergilenecektir.
Taraf olduğumuz ikili ve çoklu uluslararası antlaşmalara uygun hareket edilecek, kurucusu veya üyesi olduğumuz uluslararası kuruluşlardaki sorumluluklarımızın yerine getirilmesine devam edilecektir. Ülkemiz bu sorumluluklarını yerine getirirken, komşu, müttefik ve ortaklarımızın da Türkiye’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmeleri konusunda kararlı, ısrarlı ve takipçi bir tavır sergilenecektir.
Çevre komşularımızla, bölge ülkeleriyle iş birliği ve ittifaklar halkası oluşturulacak, bu yapı bölge ve dünya barışına katkı sağlayacak yönde etkili mekanizmalarla desteklenecektir.
Batı ile köklü ve kurumsal ilişkileri olan ülkemizin bu ilişkileri daha da ileri götürülürken, politik, ekonomik, finansal, kültürel ve askeri olarak dünyanın yeni ağırlık merkezi haline gelen Asya-Pasifik bölgesi ülkeleriyle olan ilişkilerimizin de çok boyutlu olarak ve karşılıklı çıkar temelinde geliştirilmesine öncelik verilecektir.
Milli bir dış politikanın izlenmesinin ön şartı olan kurumsal kimliği, gelenekleri, profesyonel yapısı güçlü bir Dışişleri Bakanlığı kadrosu yeniden oluşturulacaktır. Dışişleri Bakanlığı ehliyetli bir kadroya kavuşturulurken, diplomat sayısı da ihtiyaca gör e artırılacaktır. Dış politikamızın daha etkili bir hale gelmesinin ön şartlarından birisi olarak Dışişleri Bakanlığı kadroları kariyerlerinde bölge ve konu uzmanlığına sahip olmalarına imkan verecek şekilde yetiştirilecek ve Bakanlık teşkilatı iç danışma yöntemiyle yeniden yapılandırılacaktır.
Aralarındaki ilişki inkar edilemeyecek olsa dahi dış politika, iç politika malzemesi olarak kullanılmayacak; buna mukabil güçlü ve sağlam bir “iç cephe” oluşturmak ve pekiştirmek ise milli dış politikamızın temeli olacaktır. Kendi milli gücüne, kendi kuvvetine dayanarak oluşturulacak “iç cephe”, dış politikanın da güçlü ve milli olmasını sağlayacaktır. Ayrıca akademisyenlerin, düşünce kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin dış politikaya yönelik katkılarının alınmasını sağlayacak mekanizmalar hayata geçirilecek, bunlar “kamu diplomasisi” ile desteklenecek, böylece sağlam bir “iç cepheyle” birlikte millet destekli ve ulusuyla bütünleşmiş bir dış politikanın uygulamaya konulması imkan dahiline girecektir.
Avrupa Birliği
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin Türkiye için olduğu kadar Avrupa Birliği için de hayati öneme sahip olduğunu düşünmekteyiz. Ancak, Birlik ile Türkiye arasında devam eden sözde tam üyelik süreci bugünkü haliyle hem Türkiye’nin hem de AB’nin karşılıklı çıkarlarına çok boyutlu zararlar vermektedir. Tam üyelik sürecinin sözde bir sürece dönüşmesinin nedeni, Türkiye’nin tam üyelik şartlarını yerine getirmemesinden ziyade AB’nin iç sıkıntılarına dair politikalarından kaynaklanmaktadır. Oysa sağlıklı bir ilişki zeminine oturmuş Türkiye-AB
ilişkileri, sadece iki taraf açısından değil, Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar ve Doğu Akdeniz için de önem taşımaktadır. Sonuçsuz, tüketici, yıpratıcı mevcut sözde AB tam üyelik sürecinin Avrupa’ya son yıllarda hakim olmaya başlayan içe dönük ırkçı anlayışın etkisinden kurtarılarak yeni bir ilişki zemininde tanımlanması sağlanacaktır.
Türk Dünyası
Türk Dünyası ve Akraba Topluluklarımızın yanı sıra, ortak inanç, tarih ve kültürü paylaştığımız, çoğunluğunu mağdur ve mazlum insanların oluşturduğu ve adına “Gönül Coğrafyamız” dediğimiz topraklarda da milyonlarca insanın kalbi, aklı ve fikri, Türkiye ve Türk Milleti iledir.
Türkiye, Türk Dünyasını, Akraba Topluluklarımızı ve “Gönül Coğrafyamızı”; ırk, din, dil, mezhep, etnik ve diğer tüm farklılıkları sorun etmeden kucaklayacaktır. Bu kucaklama siyasi sınırların ötesinde bir “kardeş kucaklaşması” olacaktır.
Partimizin dış politika uygulamalarında Türk Dünyası, hak ettiği öneme sahip olacaktır. Balkanlardan başlayıp Anadolu ve Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya uzanan coğrafyanın ana unsurları ve ata toprakları olan kardeş Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Gagavuz, Kırım, Tataristan, Başkurdistan gibi cumhuriyet veya özerk bölgeler ile politik, ekonomik, kültürel ilişkilerimizin sürekli bir atılım içinde olması partimizin hedefleri arasındadır. Keza Balkan coğrafyasındaki soydaşlarımız partimiz açısından dostluk köprüsü olarak görülecektir. Ortadoğu Türklüğüne büyük bir önem verilecek, bu çerçevede başta Irak ve Suriye Türklüğü ile ilişkilerimiz geliştirilecektir.
“Avrupa Türkleri” başta olmak üzere dünyanın her yerinde yaşayan vatandaşlarımızın, eğitim, kültür, din, sosyal ve ekonomik konulardaki sorunlarıyla yakından ilgilenilecek ve bunların çözümü konusunda destekler verilecektir. Avrupa Türkleri başta olmak üzere Türk Dünyası’nda “toplumsal birliktelik” oluşturulacak, düşünce ve eylemde “diaspora ruhu” ile hareket etmeleri sağlanacaktır.
Ortadoğu
Ortadoğu’da istikrar, ekonomik refah ve iş birliği ancak bölge gerçeklerinden hareket eden bir demokratik anlayış ve zamana yayılan bir sürecin gelişmesi ile sağlanabilir. İstikrarsızlığın sürmesi bölge ülkelerinin ve halklarının dünya ile entegrasyonunu zorlaştırmaktadır. Kendi topraklarına, halklarına ve milli kaynaklarına hâkim olamayan devletlerin kontrol edemedikleri bu bölgeler terör örgütlerine güvenli sığınak haline gelmektedir.
Bu saptamalar ışığında İslam ile özdeşleştirilmeye çalışılan küresel terör ile mücadele konusunda bölge ülkeleri arasında ikili iş birliği mekanizmalarının kurulması ve mevcut uluslararası yapıların etkin hale getirilmesi için çalışmalar yapılacaktır.
Yer altı kaynakları konusunda bölge ülkeleri ile birlikteliklere gidilecek ve arz güvenliği konusunda ulusal çıkarlar çerçevesinde ortak hareket edilecektir.
Bölgede barışı korumak, iş birliği fırsatlarını artırmak, saldırmazlık ve iyi komşuluk ilişkilerini geliştirmek üzere iç işlerine müdahale etmeksizin bölgenin sorunlarına sahip çıkılacak, bölge ülkelerinin kendi çözüm süreçlerini oluşturmalarına katkıda bulunulacak, bu ülkelere yakın ve uzak coğrafyalardan gelecek dış müdahaleleri önlemek, barış, güven ve huzur ortamını sağlamak üzere bölge ülkeleri ile yakın iş birliği içerisinde çalışılacaktır.
Kıbrıs
Partimiz, Kıbrıs Türklüğünün ve onun devleti olan KKTC’nin varlık ve menfaatlerinin arkasında kararlı bir şekilde duracaktır.
Kıbrıs’ın tarihine ve kültürüne, Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin bekasına ve güvenliğine en uygun hal tarzının, KKTC’nin bağımsız bir Türk devleti olarak devamını sağlamak olacağını düşünmekteyiz. Dolayısıyla KKTC’nin uluslararası alanda tanınması, uluslararası kuruluş ve örgütlere üyeliğinin sağlanması, ekonomisinin güçlendirilerek refah seviyesinin yükseltilmesi partimizin dış politikasının en önemli ve öncelikli gündem maddelerinden birisi olacaktır.
Bunu yaparken KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın, samimi, saygın ilişkiler geliştirerek tek millet iki devlet parolasıyla yola devam edeceğiz. Bu süreçte Ada’daki barışı idame ettirmek için halen Ada’da bulunan Türk askerinin KKTC ile yapılacak bir savunma ve güvenlik iş birliği anlaşması çerçevesinde daimi olarak Ada’daki Türk üssünde görevine devam etmesi sağlanacaktır.
Yunanistan
Aynı uluslararası örgüt ve ittifaklar içinde olunmasına rağmen Yunanistan, uluslararası hukuk ve anlaşmaların temel hükümlerine aykırı davranışlarla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin haklarını ve egemenliğini ihlal eden yaklaşımlar sergileyebilmiştir. Trakya, Ege ve Kıbrıs’ta yaşanan sorunlar bu durumun en somut örnekleridir. Yunanistan’ın taciz ve tehdit de içeren bu davranışlarını sürdürmesi halinde Türkiye tam bağımsız, egemen, kararlı savunma ve güvenlik merkezli dış politika kararlarıyla Yunanistan’ın ikili ve uluslararası anlaşma hükümlerine uymasını sağlayacak tedbirleri alacaktır.
Öte yandan Ege ve Doğu Akdeniz’in zengin doğal kaynakları Yunanistan’ın yarattığı sorunlar nedeniyle her iki ülkenin refahına, ortak menfaatlerine fayda sağlayacak şekilde işletilememektedir.
Yunanistan’ın Lozan Barış Antlaşması başta olmak üzere ikili ve uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mevcut sorunların yaşanmayacağını, Ege Denizi’nin iki yakasındaki konumları ve toplumlarının tarihi ve kültürel yakınlıkları da dikkate alındığında her iki ülkenin refahını artıracak önemli projelerin hayata geçirilebileceğini düşünmekteyiz. Ege Denizi’nin böylelikle iki ülke halklarının refahına odaklı bir barış ve huzur havzası haline getirilebileceğine inanmaktayız.
Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ)
Partimiz, Karadeniz’i coğrafi konumu itibariyle çevresindeki ülkelerin somut iş birliğine imkân sağlayacak bir bölge olarak görmektedir. Bu bağlamda Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nü (KEİ) bu iş birliği için uygun bir platform olarak görmekteyiz. Örgüte üye ülkelerin oluşturacakları ekonomik ve toplumsal mekanizmaların geliştirilmesiyle bölgesel bütünleşmenin sağlanabileceğine inanmaktayız. Bu anlamda KEİ, Türkiye’nin çevresi için öngördüğü huzur ve refah zincirinin en önemli halkalarından biri olacaktır.
Yumuşak Güç Unsurları
Türkiye kalkınma ve gelişme yolundaki tecrübelerini yumuşak güç unsuru olarak dış politikasına entegre edip benzer süreçlerden geçen ülkelerle paylaşacak ve onlara yol gösterici olacaktır.
TİKA, Yurt Dışı Türkler Başkanlığı, Yunus Emre Vak , Kızılay vb. kuruluşlarımız emsalleri Batılı kuruluşların tecrübeleri istikametinde yeniden düzenlenecektir.
Uluslararası Göç ve Terör
Küresel anlamda terörle mücadele bugün uluslararası ilişkilerde ve ülkelerin dış politikalarında çok önemli bir yer işgal etmektedir. Savaş ve iç çatışmalar nedeniyle yaşanan dış göçler de terörizm gibi bir uluslararası tehdit haline gelmiş bulunmaktadır. Bu göç eğilimlerinin perde arkasında ortaya çıkan insan, silah ve narkotik kaçakçılığı gibi vakalar da sorunla mücadelenin sadece ulusal değil uluslararası alanda da sürdürülmesini gerekli kılmaktadır.
Dış göçlerin önlenmesinde de aynen terörle mücadelede olduğu gibi sorunu kaynağında çözecek çözüm önerilerini destekleyeceğiz.
Günümüzde en fazla dış göçe maruz kalan ve bununla mücadelede uluslararası platformlardan yeterli destek alamayan ülkemiz, göçmenlerin kendi ülkelerine dönmesini sağlayacak çözümlere ağırlık verilecektir. Bu çerçevede yasa dışı göçlerin önlenmesi için uluslararası mekanizmaların harekete geçirilmesi sağlanacak, iş birliktelikleri desteklenecektir.
NATO
Türkiye, İkinci Dünya savaşından sonra kurulan dünya düzeni içinde Batı kurumları içinde yer almıştır. Ülkemizin savunma politikası da Batı güvenlik sistemine entegre edilmiştir. Savunma politikasında en üst şemsiye olarak NATO bulunmaktadır. NATO bir siyasi yapılanma olup üyelerinin müşterek savunma ihtiyaçlarını da karşılamaktadır. Türkiye’nin NATO şemsiyesinde olması milli politikalar ve stratejiler uygulamasına engel olmadığı gibi İttifak üyeliğimiz diğer ittifak ve mekanizmalardaki ülkelerle kendi milli çıkar ve ulusal güvenliğimizin gereği olarak kurulacak ilişkilere ve iş birliği çabalarına da aykırı değildir.